İslam Kuşağı Altında Buluşalım

Kabir Alemi - İbn Hacer el-Askalani

İbn Hacer el-Askalani
Çeviren: Hüseyin Maden

TEVHİD YAYINLARI

 

Önsöz
Yazar Hakkında
1.
Bir kimse öldüğünde Münker ve Nekir melekleri gelerek ona Muhammed (s.a.v.) ve onun risaleti hakkında soru sorduklarında o bu sorulara cevap veremezse Allahu Teala kıyamete kadar azap mı eder, yoksa beli bir zamana kadar mı azap eder?
2. Ölü mezarının yanına oturan kimseyi tanır mı? Kur’an okumasını işitir mi?
3. Ölü için sadaka verme, köle azat etme, kurban kesme ve vakıf olarak birşey bırakma gibi hayırlı amellerin sevabı ölmüş kimseye ulaşır mı?
4. Kur’an okumanın sevabı ölüye ulaşır mı?
5. Kur’an okuyucu Kur’an’dan birşey okuduğu zaman ve onu ölülere hediye ettiği zaman bu onlara ulaşır mı yoksa ulaşmaz mı? Ve okunanı ölü işitir mi yoksa işitmez mi?
6. Ölü için namazdan, sadakadan veya Kur’an okumadan veya buna benzer başka iyilik çeşitlerinden hediye edilerek sunulduğunda ölü onu bilir mi? Bundan gelecek olan sevap ölünün amel defterine yazılır mı?
7. Hesap ve azaptan sonra dünyada olduğu gibi birbirlerine yakın ve akraba olanlar buluşurlar mı?
8. Günahkar olan bir kişi kıyamete kadar kabrinde azap görür mü? Yoksa sadece münker ve nekir melekleri geldikleri zaman mı azap görür?
9. Şehidlerin ruhu semada mıdır yoksa yerde midir?
10. Müslümanların çocuklarının ruhu kendi kabirlerinin üstünde midir yoksa cennetteki İbrahim’in (a.s.) Beyti Mamur’da (cennetteki İbrahim’in (a.s.) evi) mıdır? Yoksa başka bir yerde midir? Cennette İbrahim’in (a.s.) onlara Kur’an okuttuğuna dair sabit bir delil var mıdır?
11. Kabirdeki bir ölünün yakınına veya uzağına başka bir ölü defnedildiğinde kabirdeki ölü onu tanır mı ve dünyadaki diğer olup biten şeyler hakkında, yeni gelen ölüye soru sorar mı?
12. Allahu Tealanın: “Şüphesiz sen kabirlerinde onlara işittirici değilsin.” (Fatır: 35/22) Ayetiyle Rasululah’ın:
“Muhakkak ki ölü sizin ayakkabınızın sesini işitir. Onu çıkarın” hadisi arasında nasıl bir uygunlaştırma söz konusu olabilir?

13. Kabirdeki iki sorgu meleği herkesin kendi dili ile mi sorar?
14. Çocuklar için olan sorgu bütün çocukları mı kapsar yoksa sadece müslüman çocuklar için midir?
15. Kabirde çocuğa soru sorulur mu yoksa sorulmaz mı?
16. Öldükten sonra sorgu melekleri geldiğnide ruh bütün bedene girer mi yoksa bedenin bir kısmına mı girer?
17. Müslümanların ölen çocuklarınnı beraberinde anne ve babası olmaksızın cennete girmeyecekleri doğru mudur?
18. Ölünün ruhu dünyadaki gibi görüp işitir mi?
19. Kabir ölünün üzerine, işlemiş olduğu amellere göre genişleyip daralır mı?
20. Kabir küçük büyük her ölüyü sıkıştırır mı?
21. Ölüye Ruman adı verilen ve onu oturtup Münker ve Nekir’in sorularına nasıl cevap vereceğini öğreten bir melek gelir mi?
22. Ana babanın çocukları için ağlamaları haram mıdır, mekruh mudur?
23. Dünyadaki ömürden geri kalan zaman bilinir mi?
24. Yezid b. Muaviye’ye lanet edilir mi?
25. Hıdır ve İlyas İsrailoğulları’nın nebilerinden miydiler? Ve o ikisi yeryüzünde hala hayatta mıdırlar yoksa değiller mi?
26. Rasulullah (s.a.v.) zamanında ay tutulması odu mu? Olduysa hangi yılda oldu?
27. Ölüm meleği hakkında Süneni Şafii’de Müzeni’nin Şafiii’den rivayet ettiğibir hadiste ölüm meleğinin bir kaç ismi olduğuna dair bir rivayet vardır. Şafii’nin Sünenindeki Fıtır sadakası babında ölüm meleği için İsmail ismi geçmektedir. Acaba ona niçin Azrail deniyor?

ÖNSÖZ
Esirgeyen ve bağışlayan Allah’ın adıyla.
Bizi İslamla şereflendiren Allah’a hamdolsun. Onun hidayeti olmasaydı biz doğru yolu bulamazdık. Ona hamd ve sena olsun. Onu her türlü noksan sıfatlardan tenzih ederiz. ?ehadet ederim Rabbim ve mabudum ibadet edilmeye sadece ve sadece kendisinin layık olduğu Allah’tır. Ondan başkası batıldır. ?ehadet ederim ki Muhammed (s.a.v.) Allah’ın kulu ve Rasulüdür. Allah (c.c.) tarafından insanları şirkin karanlığından İslam’ın nuruna çıkartmak için gönderilmiştir. Allah’ın salat ve selamı Onun, ehli beytinin, mübarek sahabelerinin ve kıyamet gününe kadar onun yolunda yürüyenlerin üzerine olsun.
En doğru söz Allah’ın kitabı, en güzel hidayet Rasulullah’ın (s.a.v.) gösterdiği yoldur. En kötü şey İslam’da olmayan şeyler, yani bid’atlerdir. Her bid’at delalettir ve her delalet ateştir.
Bu kitap İbni Hacer el-Askalani’nin el yazması kitabından çevrilmiştir. Kitap Hicri 838-839 yıllarında ona akide konusunda sorulan soruların cevabını içermektedir. Bu el yazmasının iki nüshası vardır. Her iki nüsha da iki nüshası vardrır. Her iki nüsha da Darü’l-Kütüb el-Mısriyye’dedir. Birincisinin numarası 1559, ikincisinin numarası ise 25-566’dır. İkincisinin sayfa sayısı 88’dir.
Bu kitap da ikinci nüshaya göre hazırlanmıştır.



YAZAR HAKKINDA BİLGİ
Hicri 773, Miladi 1372’de doğmuştur. Hicri 852, Miladi 1449’da vefat etmiştir.
İsmi; Ahmed b. Ali b. Muhammed el-Kinani el-Askalani Ebu’l-Fadıl ?ihabiddin İbn-i Hacer’dir. Büyük bir tarih ve islam ilimleri alimi aynı zamanda büyük bir hadis alimidir. Ailesi Filistin’de olan Askalan şehrindendir. Kahire’de doğmuştur ve vefat etmiştir. Yazdığı kitaplar çoktur. Onlardan bazıları:
1- Ed-dürerü’l-kamine Fi e’yan el mietü’s-samine (4 cilt).
2- Lisanü’l-mizan (6 cüz).
3- El-Kafü eş-şaf fi tahric ehadisi’l-keşşaf.
4- Zeylü ed-dürer’ül-kamine.
5- Takribu’t-tehzib
6- Tehzibu’t-tehzib (12 cilt).
7- Ta’cilu’l-menfea bi zevaid rical el-eimmeti’l-erbea.
8- Buluğu’l-meram min edilleti’l-ahkam.
9- Tuhfetu ehlu’l-hadis an şuyuhu’l-hadis.
10- Nüzhetü’n-nazar fi tevhidi nuhbetü’l-fikr.
11- El-kavlü’l-müvedded Fi’z-zehbi an mütred El-İmam Ahmed.
12- Tebsir El-müntebih fi tahririr Müctebih.
13- Fethü’l-Bari fi şerh Sahihu’l-Buhari.
14- Subulu’s-Selam fi ?erh Buluğu’l-Meram.






Birinci Soru:
Bir kimse öldüğünde Münker ve Nekir melekleri gelerek ona Muhammed (s.a.v.) ve onun risaleti hakkında soru sorduklarında o bu sorulara cevap veremezse Allahu Teala kıyamete kadar azap mı eder, yoksa beli bir zamana kadar mı azap eder?

Cevap:Ayet1 ve hadislerde bildirildiğine göre muhakkak ki kafirere ve küfri nifak işleyen kimselere sonsuza dek sürecek azap vardır.
Ahmed b. Hanbel’in Bera b. Azib’den rivayet edip Ebu Uvane’nin “Kabir sualleri hakkında” adlı kitabında sahih dediği uzunca hadisin son kısmında:
“Sonra onun (kabirde azap gören kişi) için ateşten bir delik açılır. Kıyamete kadar bu delikten o kişiye duman ve azap gelir.”
Başka bir rivayette de şöyledir:
“Sonra onun (kabirde azap gören kişi) için sağır, dilsiz ve kör bir adam gelir. Onda demirden bir çubuk vardır. ?ayet onunla bir dağa vursa dağ unufak olur. Bu çubukla ölüye bir darbe vurulur ve ölü paramparça olur. Sonra kabirdeki adam eski şekline döner, ve azap bu şekilde tekrarlanır.”
Ahmed ve Tirmizi’nin Ebu Hureyre’den rivayet ettiği ve İbni Hibban’ın “Kabir sualleri hakkındaki” kitabında rivayet edip sahih dediği hadis şöyledir:

(1) Bu konuda bildirilen ayetler şunlardır:
“Onlar (kafirler) ateşen çıkmayacaklardır.” (Bakara: 2/167)
“Deve iğnenin deliğinden geçinceye kadar cennete girmeyecekler.”
(A’raf: 7/40)
“Onlar tam olarak ölmezler. Onlardan azap da hafifletilmez. Kafirleri işte böyle cezalandırırız.” (Fatır: 35/3)
“Toprağa sıkıştır denilir. O, ölü üzerine kapanır ve ölünün uzuvları, birbirine geçer. Allah onu yattığı yerden diriltinceye kadar ona bu şekilde azap edilir.”
Tirmizi’nin Ebu Said’den rivayet ettiği hadis şöyledir:
“Yer onun üzerine kapanır ta ki uzuvları birbirine geçinceye dek. Ona yetmiş tane ejderha hazırlanır. Onlardan her biri yeryüzüne bir üflese ondan hiçbir şey kalmaz. İşte bu ejderhalar o ölüye hesap için tekrar dirilinceye dek ateş püskürtüp tırmalar.”
Bu haberlerin verdiği ortak mana:
Kafirlerin herbirine değişik şekilde azap edilmesidir.
İbni Ebi’d-Dünya “Kabirler” kitabında ?abi’den şunu nakletti: Bir adam bir kabrin yanından geçerken kabirden çıkan birini gördü. Öyleki başka bir adam ona demirden bir sopa ile vurunca adam yerin dibine geçiyordu. Sonra tekrar mezardan çıkıyor ve bu, bu şekilde tekrar ediyordu. Bu haber Rasulullah’a ulaşınca bu olayı şöyle açıkladı:
“İşte bu Ebu Cehil İbni Hişam’dır. O, kıyamete kadar böyle azap olunur.”

İkinci soru:
Ölü mezarının yanına oturan kimseyi tanır mı? Kur’an okumasını işitir mi?

Cevap:Bu soruda iki mesele vardır.
Birincisi: Ölünün kabrinin başına gelen kişiyi bilip, bilmemesi.
İkincisi: Okunan Kur’an’ı işitip, işitmemesidir. Soruyu yalnız kabre yakın olduğu zaman duyması veya kabirden uzak olduğu zaman duymaması diye ve Kur’an okumasını işitip, diğer sözleri işitmez diye sınırlandırmak anlamsızdır. Sorunun cevabında bunları ayrı ayrı açıklayacağız.
Ölünün mezarını ziyaret eden kişiyi tanıması ve onun söylediklerini işitmesi, tartışma konusu olan meşhur “Ölümden sonra ruhlar nerede ikamet eder?” sorusunun bir parçasıdır.
İbni Abdu’l-Bir ve diğer alimlerin rivayetine göre hadis ehlinin çoğu ruhun ölünün kabrinin etrafında olduğu görüşündedirler. Fakat bu alimler bunun şehitler için de geçerli olduğunu söylemekten çekinmişlerdir. Zira bu konuda zahirinden bunun tam aksi anlaşılan hadisler varid olmuştur. (Bu konudaki açıklama ilerideki bu soruların cevabında yapılacaktır). Nebilerin diğer bakımdan şehitlerden daha üstün olduğunda şüphe yoktur. ?üphesiz onların ruhları da şehitlerin ruhlarından faziletçe daha üstündür.
Bu ikisi dışındaki ruhlar mümin ve kafir olmak üzere ikiye ayrılır. Kafirlerin ruhu (daha önce geçtiği ve gelecek bazı soruların cevabında görüleceği üzere) keder, sıkıntı, tatsızlık, üzüntü ve azap içindedir.
Mü’minin ruhu ise eğer Allah’a isyan olarak ma’siyette bulunmuşsa kafirin azabından daha hafif olan bir azap içinde, eğer Allah’a itaat içinde yaşamışsa müjde ve sevinç içindedir. (Bu konudaki ayrıntılı açıklama ileride gelecektir). Sahih hadislerin zahirinden anlaşıldığına göre müminlerin ruhları yükseklerde, kafirlerin ruhları ise ateştedir.
Bu iki guruptaki ruhların da cesedle bağlantısı vardır. Fakat bu bağlantı manevi bir bağlantı olup, dünya hayatındaki ruh ile cesed bağlantısına benzemez. Bu olaya en çok benzeyen uyku hadisesidir. Uyuyanın ruhu cesedinden ayrılmıştır. Fakat ve bu bir daha dönmemek üzere olan tam bir ayrılık değildir. Burada ruhun cesedle olan bağları kuvvetlidir. Ölünün ruhu ise cesedinden tamamen ayrılmıştır. Fakat ruh ile beden arasında mü’min için nimetleri hissedecek, kafir içinse azabı hissedecek bir bağlantı kalır. Ehli Sünnetin tercih ettiği görüşe göre ruhlara verilen nimet ve yapılan azap beden tarafından da hissedilir. Buna göre berzah alemindeki nimet ve azap hem ruh, hem de bedene tattırılır.
Ehli Sünnet’ten bir kısmı ise bunun sadece ruha tattıralacağını söylerler. Bazı kitaplarda tercih edilen görüşü destekleyen manevi mütevatire2 ulaşmış birçok rüyalar yer almaktadır. Ebubekr İbni Ebi’d-Dünya “El-Kubur” kitabında Ebu Abdulah b. Mendeh “er-Ruh” kitabında Abdul Bir “el-İstizkar” kitabında Abdul Hak “el-Akibeh” kitabında ve diğer alimlerin kitaplarında bu hususta bir çok rüyalar nakledilmiştir. Bu rüyalar delil derecesine yükselmese de, eğer bu konuda bir delil yoksa bir tercih unsuru olabilir.
Bunu bu şekilde açıkladıktan sonra azap ve nimetin hem ruh, hem de bedenle tadılacağı hususunda şöyle söylüyorlar: Ölü kendisini ziyaret edeni bilir ve yanında Kur’an okuyanı da işitir. Çünkü ruh bedenden ayrılmadığına göre ölünün ziyaret edeni tanıması ve Kur’an okuyanı işitmesinde engel teşkil edecek birşey yoktur.
Azab ve nimetin sadece ruhlara tattıracağı görüşünde olanlar ise:
“Ölü ziyaret edeni tanıyamaz, Kur’an okuyanı işitemez” demiyorlar. Ancak bu görüş sahiplerinden bazıları; “Azap gören ruhların azabla, nimetlendirilen ruhların da nimetle meşgul oldukları için bunları işitmeyip, tanımayacaklar” derler.
Bunu söyleyenler azdır ve meşhur olan bu görüşün aksi olan görüştür. (Dördüncü sorunun cevabında bu tercih edilen görüşü kuvvetlendiren bazı şeyleri Allah’ın yardımıyla zikredeceğiz).

Üçüncü Soru:
“Ölü için sadaka verme, köle azat etme, kurban kesme ve vakıf olarak birşey bırakma gibi hayırlı amellerin sevabı ölmüş kimseye ulaşır mı?”

Cevap:Ehli sünnet alimlerinin çoğunluğuna göre ölü için sadaka vermenin sevabı ölmüş kimseye ulaşır. Ve ona fayda verir.
Bid’atçilerden bazıları ehli sünnetten ayrıldılar ve şöyle dediler:
“Ölen kimse için kendi yaptığından başka hiçbir şey fayda vermez.”
Fakat ölü hakkında sadakanın fayda vereceği meşrudur ve sahih haberlerle sabit olmuştur. Ve ölü bundan yararlanır. Bununla ilgili haberler Buhari ve Müslim ve diğer kitaplarda geçmektedir. Müslim’in sahibinin mukaddimesinde İbni Mübarek’ten nakledildiğine göre ölü için verilen sadakanın ona fayda vereceği konusunda ihtilaf yoktur. Alimler, mü’minlerin ölüye yapacakları istiğfar ve duaların ona fayda vereceğinde icma ettiler. Bu icma bid’atçilerin ölüye ancak hayatında yaptıkları fayda verir, diye sınırlandırdıkları şeklindeki görüşü reddeder.
Ölü için yapılan şeylerden sadaka, ona fayda verdiğine göre köle azadı, kurban yahut vakıf da sadaka gibidir ve ölüye fayda verme açısından aralarında hiçbir fark yoktur.
Ehli Sünnet alimleri bedenle yapılan ibadetler hususunda ihtilaf etmişlerdir.
Seleften ve hanefilerden bazıları Ahmed b. Hanbel’den gelen bir rivayete dayanarak ölü için yapılan bedeni ibadetlerin de ölüye fayda vereceğinin sahih olduğu görşündedirler.
Diğer alimler ise bu konuda aksi görüştedirler.
Buhari, Müslim’de (İmam Malik ve ?afii gibi) geçen hadiste Aişe’den (r.a.) şöyle rivayet edilmiştir. Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
“Kim üzerinde oruç borcu olduğu halde ölürse velisi onun oruç borcunu tutsun.”
İbni Abbas’tan şöyle rivayet edildi.
Rasulullah’a (s.a.v.) bir adam geldi ve şöyle dedi:
“Benim annem bir aylık oruç borcuyla öldü. Onu kaza edeyim mi?” Rasulullah (s.a.v.):
“Evet kaza et” buyurdu. 3
Yine onun gibi şu hadis de buna delalet eder;
Büreyde (r.a.) diyor ki: “Bir kadın Rasulullah’a (s.a.v.) gelip şöyle dedi:
“Ey Allah’ın Rasulu annemin bir ay oruç borcu vardı. Onu kaza edeyim mi?” Rasulullah (s.a.v.):
“Evet onun oruç borcunu tut.” dedi. Kadın:
“Annem haccetmemiş idi, onun yerine haccedeyim mi?” Rasulullah (s.a.v.):
“Evet onun yerine haccet” buyurdu.4
Hacc hakkında İbni Abbas’tan Buhari’de rivayet edilen hadis de bunun gibidir. Hacc gibi bazı bedeni ibadetlerin ölüye fayda vereceği kabul edildiğine göre diğer bütün bedeni ibadetlerin de ölüye fayda vermesine engel ne olabilir?
Bütün müslümanların icması şudur ki: Borçlu olarak ölmüş bir kişinin borcu başkaları tarafından ödenmiş olsa bu ödeme ölüyü borçtan kurtarır. Hatta bu borcu mirasçılarından başka kimseler ödese bile bu geçerlidir.
Buhari ve Müslim’de şu rivayet geçmektedir:
“Ebu Katade (r.a.) bir kişinin iki dinarlık borcuna kefil oldu. Daha sonra kefil olduğu bu adam öldüğünde Ebu Katade ona aid borcu ödeyince Rasulullah (s.a.v.) ona:
“İşte şimdi onun derisine serinlik verdin” dedi.
İbni Hamden el-Hanbeli “Reaya” kitabında ölüye fayda versin diye, Allah’a yaklaşmak için yapılan herşeyin ölüye fayda vereceğini açıklamıştır. Bu amel ister mali olsun, ister bedeni olsun farketmez. Sadaka, köle azadı, namaz, hacc, Kur’an okuma gibi bütün amellerin sevabı ölüye fayda verir demiştir.
Sonra şöyle devam etti: Denildi ki bu amel işlenirken veya işlenmeden önce ölüye faydalı olsun diye yapmaya niyet edilirse bu ölüye ulaşır. Fakat amel yapıldıktan sonra sevabı ölüye olsun diye niyet edilirse olmaz. Hanbeli’lerden bazı alimler böyle bir şart koşarlar. Delilleri ise Rasulullah’ın (s.a.v.) ölü için hayır yapmak isteyen bir kişiye hiçbir zaman: “Allah’ım bu amelin sevabını şu kimseye ver, şu kimseye verme” diye söylemesini emretmemesidir.
Selefin de bir amel yaparken böyle şeyler söylediği nakledilmemiştir:
“Bazı alimler: “Bir ölü için bir amel yapılacaksa o amele başlarken ölü için niyet edilmesi şarttır, şayet amel bittikten sonra niyet edilirse bu geçersizdir” demişlerdir.
Bazı alimler şöyle demişlerdir:
“Amel yapıldıktan sonra amelin sevabını ölüye bağışlanması geçerlidir. Zira kişi ibadet ettikten sonra şöyle dua eder: “Allah’ım! Bu amelin sevabını falan ölüye ulaştır.” Bundan dolayı bu alimler amele başlamadan önce ölü için niyet etmeyi şart koşmamışlardır. Doğru olan Rasule ittibadır.
Bu konuda; niyeti, amelin başlangıcında şart koşan görüş tercih edilir. Çünkü ameller niyetlere göredir. (İnşallah bu soruların sonuna doğru bu konuda daha geniş açıklama gelecektir.)

Dördüncü Soru:
Kur’an okumanın sevabı ölüye ulaşır mı? Şayet ulaşırsa kabir yanında okunduğu zaman mı, yoksa uzakta okunduğunda mı ulaşır? Ve ölü okuma sevabının tamamını mı, yoksa dinleme sevabını mı alır?


Cevap:
Burada iki mesele var. Bu meselelerden birincisi, ikinci meselenin bir parçasıdır.
Ben bu konuda Hanbeli mezhebinin şu görüşünü tercih ettim.
Okuyucu, ölü için niyet edip okumaya yöneldiğinde okuduğu Kur’an ölüye fayda verir ve sevabı da ona ulaşır.
Bazı alimler şöyle dedi: “Okumanın başında ölü için okumaya niyet etmek şart değildir. Bilakis önce okuyup sonra bunun sevabını ölüye hediye ederse bu sevap ölüye ulaşır. Daha önce zikrettiğim gibi birinci görüş tercih edilmiştir.
Bu iki görüş arasında yani Kur’an’ın kabirde okunmasıyla kabirden uzakta okunmasının sevabının ölüye ulaşması hususunda fark yoktur. Her iki durumda da okumanın sevabı ölüye ulaşır.
Bazı ?afii’ler ölü ancak dinleme sevabı alır dediler. Bu görüşün iki kurala dayandığını söylediler.
Birincisi: Sevabı hediye etmek sahih değildir.
İkincisi: Ruhlar kabirlerin etrafındadır.
Azaplanmayı ve nimetlenmeyi bedenlerinin hissetmesi sebebiyle ölülerin ruhları, kabirle ve bedenle manevi bir birleşmeyle birleşmişlerdir.
(Bedenin azap ve nimeti hissetmesinin sabitliği daha önce açıklanmıştı.)
Bunun için ölü okumayı duyar ve duyunca da dinleme sevabı ona ulaşır. Bu söz, söyleyen kişiyi çıkmaza sokar. Çünkü ölünün idraki ve duyuşu mükellef kişilerin (dirilerin) idraki gibi değildir. Bu konuda Allah’ın fazlına ihtiyaç duyar. Allah isterse ölüye duyma nimetini verebilir.
?afiilerden bazıları okuma sevabı konusunda başka bir görüş ileri sürdüler. Kur’an okurken ölü için niyet edilirse bu doğru olmaz.
Eğer önce kendisi için okur, sonra bu sevabın ölüye ulaşması için Allah’a dua ederse ölüye sevabın ulaşması bu şekilde mümkün olur. Zaten bu da dua hükmündedir. Onun işi Allah’a kalmıştır, isterse onun duasını kabul eder, isterse kabul etmez. Bu söz onlarda şu sözü söyleyen kimsenin sözüne zıt değildir. Sevabı hediye etmek doğru değildir. Çünkü kul, mal konusunda hibe etme hakkına sahip olduğu gibi, ibadetler (sevap) konusunda herhangi bir tasarruf hakkına sahip değildir. Çünkü burada okuma sevabının ölü için olmasını amaçlıyor, veya sevabını ölüye verdim diyor. Bu görüş daha önce zikredilen duaya zıttır. Daha önce de geçtiği gibi sevabın ölüye ulaşması kesin değlidir. Kabirde Kur’an okuma hakkında sahabelerden gelen rivayetler azdır. Fakat dört mezhep zamanından günümüze kadar müslümanlar Kur’an’ı ölünün mezarının yanında okumayı sürdüregelmişlerdir.
Ahmed İbni Muhammed İbni Harun Ebubekir il-Hilal bu konuda “Cami” kitabında şöyle dedi:
“Abbas İbni Ahmed id-Devri bize şöyle dedi:
“Ahmet İbni Hanbel’e kabirlerin yanında Kur’an okumak konusunda birşey bilip, bilmediğini sordum.
“Bilmiyorum” dedi. Sonra dediki:
“Yahya b. Muin’e sordum. Mübeşşir b. İsmail el-Halebi’den şöyle dedi:
“Abdurrahman İbnil Ala b. El-Lahlah’ın babasından şöyle dedi:
“Babam dediki:
“Ben öldüğüm zaman beni lahite koy ve Allah’ın adıyla Rasulullah’ın sünneti üzere de başımın yanında Bakara’nın başlangıcını ve sonunu oku.
Ben İbin Ömer’in de bu şekilde vasiyet ettiğini duydum.
Sonra Hilal başka bir rivayette şöyle dedi:
“Ahmed İbni Hanbel’e bir cenazede iken ölü defnedilince, kör bir adam kabrin yanına gelerek Kur’an okudu. Ahmed b. Hanbel ona şöyle dedi:
“Ey adam kabrin yanında Kur’an okumak bid’attir.”
Muhammed İbni Kuddeme ona şöyle dedi:
“Ey Eba Abdullah! Mübeşşir el-Halebi hakkında ne diyorsun?” Ahmed b. Hanbel dedi ki:
“Güvenilir bir zattır.” Ona Mübeşşir’il-Halebi’nin daha önceki yukarıda zikredilen hadisini zikredince Ahmed b. Hanbel (r.a.) ona şöyle dedi:
“Adam git ve okumasını söyle.”
Hilal aynı şekilde şöyle demiştir:
“Ebubekr el-Mervezi bize şöyle demiştir:
“Ahmed İbni Muhammed İbni Hanbeli’yi şöyle derken işittim:
“Kabirlere girdiğiniz zaman: Fatiha, Felak, Nas ve İhlas surelerini okuyun ve okuduklarınızı kabir ehline hediye edin, böylece bu okuduklarınızın sevabı onlara ulaşır.”
Aynı şekilde Zaferani’nin şöyle dediği rivayet edilmiştir: “?afii’ye (r.a.) kabri yanında Kur’an okuma hakkında sordum” O şöyle dedi:
“Bir sakınca yoktur.” Zaferani güvenilirdir ve ?afii’nin eski görüşünü rivayet etmiştir ve ?afii’den rivayet ettiği bu rivayet gariptir. ?afii’nin yeni görüşünde eski görüşüne muhalif bir şey varid olmadıkça eski görüşüyle amel edilir, fakat ?afii’nin Kur’an’ın sevabının ölüye ulaştığını söylediği yeni görüşü şöyledir:
“Kur’an zikrin en şereflisidir. Zikir zikredildiği yer için bir bereket sağlar ve bu bereket orada bulunanlara yayılır” Bu görüşün temeli şuna dayanmaktadır: Kabre iki hurma dikildiği zaman bunlar yaşadıkları müddetçe Allah’ı tesbih ederler. Böylece onların tesbihleri sonucu kabirde sahibi için bir bereket hasıl olur. Ve bu bereket, dallar kuruyuncaya kadar devam eder. Rivayetin bu tefsiri bazı müfessirlere göredir. Bitkilerin Allah’ı tesbih etmesinin bereketi hasıl olunca zikirlerin en şereflisi olan Kur’an ki hayvan, bitki ve cansızlardan daha şerefli olan Ademoğlu tarafından okunuyor, bilhassa okuyan salih kişi ise bu Kur’an’ın bereketinin hasıl olması tabiiki daha evladır. Allah en iyisini bilir.
İçinde Abdulhak’ın da bulunduğu bir gurup alimler ölünün duymasına, ölü hakkında selam vermenin meşruiyetini delil olarak göstererek şöyle dediler:
“Eğer ölü selamı işitmeseydi onlara yapılan hitap boş ve faydasız olurdu.” Bu zayıf bir görüştür. Çünkü bu, bunu gerektirmez. Namazdaki teşehhüdde Rasulullah’a (s.a.v.) hitaben selam söylenir. Elbette Rasulullah teşehhüdde ona bütün selam söyleyenleri duymaz. Mezarların yanından geçen kimsenin mezardaki mü’minlere selam söylemesi ölülerin, o selamı duymasını gerektirmez. Bu dua mahiyyetindedir. Ve “ey Rabbim! Onların üzerine selam olsun” demektir. Aynı şekilde namazda Rasule “Ey Allah’ın Rasulu! Selam senin üzerindedir” demek yani: “Ey Rabbimiz! Salat ve selamı Rasul’ün üstüne yap” demektir. Buhari ve Müslim’deki bir hadiste Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Bizim üzerimize ve salih kulların üzerine selam olsun” dediğinde bu söz bütün salih kullara ulaşır.
Aslında bu söz Allah’tan bir istemedir. O sözün manası “Allah’ım salih kullara selam söyle” manasındadır.

Beşinci Soru:
Kur’an okuyucu Kur’an’dan birşey okuduğu zaman ve onu ölülere hediye ettiği zaman bu onlara ulaşır mı yoksa ulaşmaz mı? Ve okunanı ölü işitir mi yoksa işitmez mi?

Cevap: Bu ihtilaflı bir konudur. En iyi olan okuyucunun şöyle demesidir:
“Allah’ım eğer bu okuyuşumdaki amelimi kabul ettiysen bunun sevabını senden bir lütuf olarak filana ver.” Eğer böyle demeyip de: “Allah’ım okuduğum Kur’an sevabını filana ver” derse; bu sevabın ölüye ulaşıp ulaşmaması alimler arasında ihtilaflıdır.
Birinci söz (yani eğer Kur’an okuyuşumu kabul ettiysen bunun sevabını senden bir lütuf olarak filan kişiye ver) dua mahiyetindedir. Allah dilerse onu kabul eder, dilerse kabul etmez. Allah bunu kabul etmişse muhakkak ki ölüye fayda verir.

Altıncı Soru:
Ölü için namazdan, sadakadan veya Kur’an okumadan veya buna benzer başka iyilik çeşitlerinden hediye edilerek sunulduğunda ölü onu bilir mi? Bundan gelecek olan sevap ölünün amel defterine yazılır mı?


Cevap: Sadakanın sevabı ölüye ulaşır ama namazın ve orucun sevabının ona ulaşıp ulaşmadığı hususu ihtilaflıdır. Gerçi ölü hayatta iken tutamadığı oruçlarının velisi tarafından tutulması veya birisine tutturulması durumunda bu sevap ölüye ulaşır. Hac meselesinde de ücretle veya kendiliğinden veya ölen kişinin vasiyetiyle, ölünün hayattayken eda edemediği hac farizasının eda ettirilmesi caizdir. Ancak Kur’an okumanın sevabının ona ulaşıp ulaşamayacağı konusunda alimler arasında meşhur bir ihtilaf vardır. ?ehirlerin bir çoğunda ölü için Kur’an okumak adet halini almıştır. Kur’an okumasının bereketinin ölüye fayda vermesi hususunda ihtilaf yoktur.
Müslim’in sahihinde sabit olduğuna göre ölünün ancak şu üç konudaki ameli kesilmez. “Onun için dua eden salih oğul, faydalanılan ilim veya sadakai cariye” Bu hadis Sünende ve İbni Huzeyme’nin sahihinde geçmektedir.


Yedinci Soru:
Hesap ve azaptan sonra dünyada olduğu gibi birbirlerine yakın ve akraba olanlar buluşurlar mı?

Cevap:Bu soruda bir kusur vardır. Eğer bu “hesap ve azaptan sonra” dan kastedilen kişiler cennete ve cehenneme yerleştirildikten sonrası ise böyle bir soruya gerek yoktur. Zaten cennet ehli toplanıp birbirlerini ziyaret edecek cehennem ehli ise toplanıp birbirleriyle atışacak.
Eğer “hesap ve azaptan sonra”dan kasdolunan kabirdeki sorgu ve sualden sonraki durum ise kabirdeki olaylara hesap denilemez. Allah’ın diledikleri dışında insanların çoğu kıyamet günü hesaba çekilecektir. Baazı insanlar azap görecek, bazıları ise görmeyecektir. Kabir sorgusu ve azaptan, kıyamet günü yapılacak olan sorgu ve azap kastedilmemesi gerekir.
Birçok hadiste ölülerin ruhlarının karşılaşacağına dair rivayetler vardır. Bunlardan İbnü Ebid Dünya’nın “Kubur” adlı kitabında Said ibni Müseyyeb’ten şöyle bir rivayet vardır.
O şöyle dedi! Selman’ı Farisi ile Abdullah İbni Selam karşılaştılar. Biri diğerine:
“Eğer sen benden önce ölürsen öldükten sonra benimle buluş ve Allah tarafından karşılaştığın şeyleri bana anlat. Eğer ben senden önce ölürsem seninle buluşup Allah tarafından karşılaştığım şeyleri sana haber veririm.” Diğeri şöyle dedi:
“Evet. Cennetteki ruhlar diledikleri yerlere giderler”

Sekizinci Soru:
Günahkar olan bir kişi kıyamete kadar kabrinde azap görür mü? Yoksa sadece münker ve nekir melekleri geldikleri zaman mı azap görür?

Cevap: Bu, işlenen günahın büyük veya küçük olmasına göre değişir. Bazı ölüler affedilebilir. Bazıları afedilmez. Bazı günahkarlar azap görmeyebilir. Ve bazıları için azap sürekli olur. Bazılarından ise azap daha sonra kaldırılabilir.
Bu konuya ilişkin hadislerden örnekler vardır.
Halid İbni Urfefa ve Süleyman İbni Sard’dan Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
“Karın ağrısından ölen kimseye kabrinde azap edilmez.” (Ahmed, Nesai, İbni Hibban)
Abdullah İbni Ömer’den (r.a.) rivayet edilen bir başka hadiste Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
“Cuma gecesi veya cuma günü ölen hiçbir kimse yoktur ki Allah onu kabir fitnesinden korumuş olmasın.”
(Tirmizi ve Hakim rivayet etti ve sahih dedi)
İbni Abbas’tan o şöyle dedi: “Bir adam kabrin üstünü örterken mülk suresini okuyan bir adam gördü. Sonra adam bunu Rasulullah’a (s.a.v.) haber verdi. Rasulullah da (s.a.v.) şöyle buyurdu:
“Bu sure engeldir, kurtuluştur ve bu kabirdeki kimseyi kabir azabından korur.” (Tirmizi rivayet etti ve hasen dedi)
Semura İbni Cundub’dan (r.a.) Rasulullah’ın uzun rüyasından bahseden hadiste Rasulullah şöyle buyurmuştur:
“Kendi ağzını yırtan ise işte o yalan söyleyip yalanı ufuklarda çıkıp yayılan kişidir. İşte bu yalancı kıyamete kadar bu şekilde azap edilcektir.” (Buhari)
Yine aynı hadiste Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor:
“Başı parçalanan kişi ise Allahu Teala bu adama Kur’an öğretmiş, bu adam geceleri uyuyup gündüzleri de bununla amel etmemişti. İşte bu kimseye kıyamete kadar bu şekilde azap edilecektir.”
Ebu Hureyre (r.a.) İsra kıssasını anlatırken Rasululah’ın (s.a.v.) şöyle buyurduğu rivayet etmiştir:
“Başları kaya ile ezilen bir kavmin yanından geçtim. Başları ezildikçe tekrar eski hallerine dönüyorlar ve tekrar eziliyor. Onların üzerinden bu azaptan hiçbirşey kaldırılmayacaktır.” ( Bezzar, Beyhaki rivayet ettiler).
Bu gibi hadisler çoktur. Bazı günahkarlardan kabir azabının hafifletileceğine delalet eden hadislerden birisi de İbni Abbas’tan rivayet edilen iki hurma dalı hadisidir.
Kabirde bazı günahlarından dolayı azap gören ve üzerlerine Rasulullah’ın (s.a.v.) hurma dalları koyduğu iki kişi müslümandırlar. Bunların kafir olduklarına dair herhangi bir rivayet yoktur. En iyisini Allah bilir.

Dokuzuncu Soru:
Şehidlerin ruhu semada mıdır yoksa yerde midir?

Cevap: Şehitlerin ruhu istediği yere gider sonra arşta asılı olan kandillerde geceler.
İbni Mesud şöyle dedi: “?ehitlerin ruhu hakkında Rasululah’a (s.a.v.) sorduk. Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
“?ehitlerin ruhu yeşil kuşların içindedir. Arşta bu kuşlar için asılı kandiller vardır. Bu ruhlar cennette dilediği yerde dolaşırlar. Sonra bu kandillerde gecelerler.” (Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, Darimi)
Ahmed b. Hanbel İbni Abbas’dan (r.a.) hasen olarak şu hadisi nakletmiştir. Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
“?ehitlerin ruhu cnenetin kapısı üzerindeki bir nehir kenarındadır. Rızıkları sabah, akşam cennetten onlara çıkartılır.”
Bu iki hadis arasında bir zıtlık yoktur. Çünkü şehitlerin ruhunun kenarında bulundukları nehir cennetin kapısındadır. Müslim’de geçen hadiste ruhların geceledikleri kandillerin de cennetin kapısının yanında olma ihtimali vardır. Bundan dolayı iki hadis arasında zıtlık yoktur.
Buhari ve Müslim’de İbni Ömer’den şöyle rivayet edilmiştir: Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
“Her ölüye kabrinde cennetteki veya cehennemdeki yeri sabah ve akşam gösterilir ona: “İşte bu sana dirilinceye kadar hergün gösterilecektir” denilir.
Bu hadis diğer hadislerle zıtlık teşkil etmez. Çünkü bu hadis şehit olmayan kişilerin durumunu anlatıyor.

Onuncu Soru:
Müslümanların çocuklarının ruhu kendi kabirlerinin üstünde midir yoksa cennetteki İbrahim’in (a.s.) Beyti Mamur’da (cennetteki İbrahim’in (a.s.) evi) mıdır? Yoksa başka bir yerde midir? Cennette İbrahim’in (a.s.) onlara Kur’an okuttuğuna dair sabit bir delil var mıdır?

Cevap: Kuvvetli olan görüşe göre mümin’lerin ruhu Allah’ın dilediği yerdedir. Ve kabirdeki cesetlerle bir bağlantısı vardır. Yine kabirde gördüğü mükafatı beden ve ruhlarıyla hissederler. Ruh ceset arasında olan bağlantının nasıl olduğnu bilemeyiz. Bu dünyadaki cesetle, ruh bağlantısına benzemez. Müslüman çocuklarının ruhu hakkında ise şu sahih hadis vardır: Rasulullah’ın (s.a.v.) gördüğü uzun rüya hadisinde Rasulullah (s.a.v.) müslüman çocuklar hakkında şöyle der:
“Müslüman çocuklarının ruhu İbrahim’in (a.s.) yanındadır.”
Bu hadis Buhari’de geçer. Bu hadisin hiçbir rivayetinde İbrahim’in (a.s.) onlara Kur’an okuttuğuna dair bir söze rastlanmamıştır.


Onbirinci Soru:
Kabirdeki bir ölünün yakınına veya uzağına başka bir ölü defnedildiğinde kabirdeki ölü onu tanır mı ve dünyadaki diğer olup biten şeyler hakkında, yeni gelen ölüye soru sorar mı?

Cevap: Evet. Bunun hakkında hadisler varid olmuştur. Bu hadislerden bazıları:
İbni Ebid Dünya’nın, Ebiz Zübeyr’den onun da Cabir’den rivayetine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
“Ölülerinizin kefenlerini güzel seçin. Çünkü onlar kefenlerinden dolayı övünürler ve kabirlerinde birbirlerini ziyaret ederler.”
İbni Mübarek, Ebu Eyyüb’den mevkuf olarak rivayet ettiği ve Taberani’nin buna benzer Rasululah’a merfu olarak rivayet ettiği bir hadiste Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
“Sağ olanların amelleri ölülere gösterilir. İyilik görürlerse sevinirler ve rahatlarlar. Eğer kötülük görürlerse Allah’ım onlara hidayet ver derler.”
Bu rivayette defnedilenlerin onların yakınında veya uzağında olduğuna dair bir kayıt yoktur. Fakat sadece yakınlarında defnedilenleri duyabilmeleri de mümkündür.
İbni Ebid Dünya şöyle rivayet etti: “Osman İbni Abdullah, Said İbni Cübeyr’e şu soruyu sordu:
“Ölülere sağ olanların haberi gelir mi? Said İbni Cübeyr:
“Evet” dedi.
Bir kişi öldüğünde yakın akrabalarının haberlerini diğer ölülere ulaştırır. Mezardaki kişi haberler hayır ise sevinir, şer ise üzülür.
(Bu hadisi Tirmizi, Taberani, Enes İbni Malik’ten Rasulullah’a merfu olarak rivayet etmişlerdir).
Buhari’nin tarihinde Numan İbni Beşir’den Rasulullah’ın (s.a.v.) şöyle dediği rivayet edilmiştir:
“Kabirlerde bulunan kardeşlerinize eziyet etme hususunda Allah’tan korkun. Çünkü amelleriniz onlara gösterilir.”
Hakim rivayet etti ve sahih dedi).
“Kabirler” kitabında İbni Ebid Dünya şöyle rivayet etmiştir. Yahya b. Abdurrahman b. Ebi Lebibe o da babasından o da dedesinden şöyle rivayet etmişlerdir:
“Bişr İbni Berra b. Ma’rur öldüğünde annesi ona çok üzüldü ve Rasulullah’a (s.a.v.) annesi şöyle dedi:
“Beni Seleme’den ölenler olarak ölüler birbirini tanır mı ki ben Bişr’e selam göndereyim?” Rasulullah (s.a.v.) ona:
“Evet ey Bişr’in annesi! Kuşların birbirini tanıdıkları gibi onlar da birbirini tanırlar.”
Bunun üzerine Beni Seleme’den bir kişi ölüm döşeğine düşse Bişr’in annesi ona gidip Bişr’e selam söyle derdi.
Taberani başka bir yoldan şöyle rivayet etti:
“Bişr’in annesi, Ka’b İbni Malik ölüm döşeğine düştüğü zaman ona gelip:
“Bişr’e selam söyle” dedi.
Bu rivayet Ebu Lebibe’nin rivayetini desteklemektedir.
Sufyan İbni Uyeyne, Amr İbni Dinar’dan o da Ubeyd İbni Umeyr’den şöyle dediğini rivayet etmiştir:
“Kabir ehli sağ olanların haberlerini beklerler. Bir kişi öldüğünde ona gelirler ve:
“Filanın durumu nasıl?” diye sorralar. O da:
“Salih bir kişidir” diye cevap verir.
“Peki falan kişi ne yaptı?” derler. O da:
“O size gelmedi mi?” der. Onlar:
“Hayır bize gelmedi” derler. O da:
“Biz Allah’A aidiz ve ona döneceğiz” dedikten sonra:
“Demekki bu bizim yolumuzdan başka bir yola gitti” derler. Bu rivayet Ubeyd İbni Umeyr’in sözüdür. Ubeyd İbnü Umeyr; tabiin alimlerinin en büyüklerinden birisidir. Ona ulaşan senet sahihtir. Bu gibi kişiler kendi görüşlerinden birşey söylemezler. Bu rivayet mürsel hükmündedir.
Nesei’ni Ebu Hureyre’den Rasulullah’a merfu olarak rivayet ettiğibuna benzer bir rivayeti vardır. Bu rivayetin sonunda şöyle bir ibare vardır. “Onlar yeni ölen kişiye: “Filan kişi ne haldedir?” diye sorduklarında yeni kişi:
“O daha size gelmedi mi?” diye sorunca onlar:
“Hayır” deyince,yeni ölen kişi:
“Demekki o cehenneme gitti” der.
İbni Mübarek’in Ebu Eyyüb’den Rasulullah’a merfu olan buna benzer bir rivayeti vardır.
Taberani Ebu Eyyüb’den şöyle rivayet etmiştir. Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
“Mü’min kişi ölünce salih kullar bu kişiyi müjdeleyici bir kişinin karşılandığ gibi karşılarlar ve birbirine onu rahat ettirelim derler. Sonra ona: “Filan erkek ne yaptı? Filan kız ne yaptı? Evlendi mi? diye sorarlar. Fakat ondan önce ölmüş olan bir kişi hakkında sorduklarında; “O cehenneme gitti” der.”1
(1) Taberani Kebir’de ve el-Evsat’ta zayıf senetle rivayet etti. (Mecma ez-Zevaid, İbni Hacer el-Heytemi).
Bir rivayetlerden anlaşılıyorki ölülerin ruhu birbirleriyle buluşurlar ve konuşurlar. Fakat bu, dünyadaki buluştukları gibi değildir.
Çünkü Berzah hayatı (kabir hayatı) dünya hayatına benzemez. Dolayısıyla orada olan olaylar dünyadikelere benzemez. Alah daha iyi bilir.

Onikinci Soru:
Allahu Tealanın: “Şüphesiz sen kabirlerinde onlara işittirici değilsin.” (Fatır: 35/22) Ayetiyle Rasululah’ın:
“Muhakkak ki ölü sizin ayakkabınızın sesini işitir. Onu çıkarın” hadisi arasında nasıl bir uygunlaştırma söz konusu olabilir?

Cevap: Hadis’in naklinde bir bozukluk vardır. Sanki o, şu iki hadisten birleştirilmiştir:
İlki: “Muhakkak ki ölü kendisinden ayrılanların eve döndüklerinde ayakkabılarının seslerini işitir.”
Diğeri: “Ey iki ayakabı sahibi! Ayakkabıların ıçıkar.”
Buhari ve Müslim’de geçen iki hadis Enes’den (r.a.) şu şekilde rivayet edilmiştir: Rasulullah (s.a.v.) dedi ki:
“Bir kimse kabre gömüldüğünde yakınları geri dönüp ondanu zaklaşınca onların ayakkabılarının sesini işitir.”
İkinci hadis: Ebu Davud, Nesei, ibni Mace’de yer almaktadır. İbni Hibban’ın rivayet edip sahih dediği Beşir İbni Hasasiye’den rivayet ediline hadiste şöyle bir ibare vardır: “Ayağında ayakkabılar olan bir adam kabirlerin üzerinde yürürken Rasulullah (s.a.v.) ona dedi ki:
“Ey iki ayakkabı sahibi! Ayakkabıların çıkar.”
Adam Rasulullah’ı (s.a.v.) görünce onu tanıdı ve ayakkabısını çıkardı.”
Bu hadisi tahriç eden Beyhaki: “Bu hadis ancak bu senedle bilinir” dedi.
Taberani Usmet İbni Malik’den rivayet ettiğihadisi şöyle nakleder: Rasulullah (s.a.v.) ayağında ayakkabı olduğ uhalde mezarlıkta yürüyen bir adamg ördü ve ona dedi ki:
“Ey filan ayakkabı sahibi! Ayakkabını çıkar.” (Bu hadisin senedi zayıf).
Bunları açıkladıktan sonra alimlerin de hadisle ayet arasındaki uygunlaştırma konusunda görüşleri vardır.
Onlardan bir kısmı ayetleri te’vil edip hadisin zahirine gör amel ettiler ve onun bütün ölüleri kapsadığını söylediler. (Yani bütün ölüler ayak seslerini duyarlar).
Onlardan diğer bir kısmı da Katade’nin dediği gibi bunu sadece Bedir ölüleri için haslaştırmışlardır. Katade bu hadisi zikrettikten sonra şöyle dedi:
“Allahu Teala onları diriltti. Ta ki azarlanarak üzüntü ve pişmanlık içinde Rasululah’ın sözünü duydular.”
Başkaları da onu sadece belli zamanlar kabir sorgusu anında duyarlar dediler. Sorgudan sonra tekrar duyma yoktur. onların bir kısmı hadisi tevil edip ayetin zahirine göre amel etmişlerdir. (Yani ölüler duymazlar görüşündedirler). Bu meseledeki ihtilaf meşhurdur. Buhari’nin Fethül Bari şerhinde ona değindim. En iyisini Allah bilir.

Onüçüncü Soru:
Kabirdeki iki sorgu meleği herkesin kendi dili ile mi sorar? Yani Türke türkçe veya Farisi’ye farsça ile mi? Yoksa sadece Arap dili ile mi sorulur. Eğer Arap dili ile sorulursa arapça bilmeyen kişiye arapça mı öğretilir? Sağda ve solda bulunan yazıcı iki melek insaın başından geçen olayları arapça mı yazar, yoksa başka bir dil ile mi yazar?

Cevap: Sorgu melekleriin hangi dille soracağına dair bir nakil bilmiyorum. Fakat yazıcı iki melek de, hakkında yazmak için görevlendirildiği kişinin dilini bilirler. Bu kesindir. Fakat yazarken o dille veya başka bir dille yazabilirler. Zayıf hadiste rivayet olunduğuna göre “Cennet ehlinin dili arapçadır.” Buna dayanarak melekler o kişinin söylediklerini bilip bunu arapça yazabilirler. Çünkü melekler ne yazdığın bilir.
Sorgu meleklerinin sualininse sahih bir hadisin zahirine göre arapça olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü bu hadiste sorulana şöyle derler:
“Bu adam (yani Muhammed) hakkında neye inanıyorsun?” veya kişiye kendi lisanı ile hitap edilmesi de mümkündür.

Ondördüncü Soru:
Çocuklar için olan sorgu bütün çocukları mı kapsar yoksa sadece müslüman çocuklar için midir?

Cevap: Müslüman çocuklara hesap yoktur. Müşrik çocuklara ise hesap var-yok hususu ise ihtilaflı meseledir.
Kimisi: “Onların hükmü müslüman çocuklarının hükmü gibidir” der.
Bazılarıda: “Hayır. Onlara hesap vardır” diye hüküm verir. Çünkü onlar hakkında varid olan kuvvetli bir hadiste olduğu gibi; Tebliğ ulaşmamış ve onun gibiler mahşerde imtihan olunur. En iyisi bu konuyu Allah’a bırakmaktır. Ta ki dayanacak delil oluncaya kadar herkesin üstüne farz olup dünyada yapılması gereken şeylerle ilgilenmek bu meseleyle ilgilenmekten daha önemlidir.

Onbeşinci Soru:
Kabirde çocuğa soru sorulur mu yoksa sorulmaz mı? Eğer sorarlarsa münker ve nekir melekleri onlara ne sorar? Buluğ çağına girenlere ne sorulur?

Cevap
: Kabir sorgusu buluğ çağındakileri içindir.

Onaltıncı Soru:
Öldükten sonra sorgu melekleri geldiğnide ruh bütün bedene girer mi yoksa bedenin bir kısmına mı girer?
Cevap: Evet, ruh bütün vücuda girer fakat bu, ancak onun oturmasına müsade eder, yoksa ayağa kalkmasına müsade etmez.

Onyedinci Soru:
Müslümanların ölen çocuklarınnı beraberinde anne ve babası olmaksızın cennete girmeyecekleri doğru mudur?
Yine müslümanların ölen çocuklarının mahşer gününde altın ya da gümüş taslarla anne ve babalarını sulamaya çalışacakları doğru mudur?
Cevap: Soruda zikredilen çocuklar hakkında haberler varid olmuştur. Bu haberlerin1 tümü cennete sokma ve sulamanın ancak Allah’ın dilediği kimseler için geçerli olduğnu göstermektedir.
(1) Ebul Hasan dediki: “Ben Ebu Hureyre’ye hitaben:
“Benim iki oğlum öldü. Sen bize Rasulullah’dan (s.a.v.) ölülerimiz hakkında gönüllerimizi hoş edecek bir hadis söylemez misin?” dedim. Ebu Hureyre cevbaen şöyle dedi:
“Evet söylerim Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
“Onların küçükleri cennet halkının cennetten hiç ayrılmayan küçükleridirler ki, onların biri babasını yahut anne ve babasını karıştılar da benim, senin şu elbisenin kenarlarından tutuşum gibi (Rasulullah (s.a.v.) burada eliyle o tutuşu işaret edip göstermiştir) elbisesinden tutarv e artık Allah onu babasıyla beraber cennete sokuncaya kadar hiç bırakmaz.” (Müslim)

Onsekizinci Soru:
Ölünün ruhu dünyadaki gibi görüp işitir mi? Bazılarınnı dediği gibi onların görme ve işitmesi mevcut mudur?
Cevap: Ölünün ruhu işitir ve görür fakat bu işitme ve görmenin dünyada iken mevcut olang ibi olması gerekmez. Allah ona görüp işitecek, elemi ve nimeti hissedecek bir idrak bahşeder.

Ondokuzuncu Soru:
Kabir ölünün üzerine, işlemiş olduğu amellere göre genişleyip daralır mı?
Cevap: Evet ameline göre kabir ölüye genişler yine aynı şekilde daralır. Fakat bu, şu kişi için daralır, şu kişi için genişler denemez. Allah dilerse kulunu affeder, dilerse cezalandırır. Dilerse de onu bunlardan başka şeylerde cezalandırır. Zira “O yaptığından sorulmaz.”1
(1) Ebu Hureyre’den (r.a.) şöyle rivayet edilmiştir:
“Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
“Ölü defnedildiği zaman siyah (tenli) ve mavi (gözlü) iki melek gelir. Birine Münker ve öbürüne Nekir denir. Müteakiben bu iki melek o kimseye şöyle sorar:
“Bu adam (Muhammed) için ne demiştin? Bunun üzerine o (ölmeden önce) söylediğini aynen söyler.
“O Allah’ın kulu ve rasulüdür. Allah’tan başka ibadete layık ilah olmadığına ve Muhammed’in onun kulu ve Rasulu olduğuna şehedat ederim.” Sonra o iki melek:
“Senin böyle söyleyeceğini esasen biliyorduk” derler.
Sonra onun kabri yetmiş arşın murabba (kare) genişletilir; sonra aydınlatılır ve sonra kendisine:
“Uyu” denir. O da:
“Aileme dönüp onlara haber vereyim mi?” der. O iki melek:
“Gelin, güvey gibi uyu! Ki onu ailesinden elbet en çok seven kişi uyandırır” dediler. O kişi Allah onu o yatağıdan mahşere kaldırıncaya kadar (rahat, rahat) uyur. ?ayet şeyi söyledim; bilmiyorum” diyecek. Bunun üzerine iki melek:
“Senin esasen bunu söyleyeceğini biliyorduk” derler. Sonra toprağa:
“Çullan onun üzerine” denir. Toprak onun üzerien çullanır. “Bu ne” denir. Toprak onun üzerine çullanır. (Bu çullanma neticesinde) yan kaburga kemikleri yerlerinden oynar ve Allah onu o yatağından mahşere kaldırıncaya kadar toprakta devamlı azap içinde kalır.” (Tirmizi)

Yirminci Soru:
Kabir küçük büyük her ölüyü sıkıştırır mı?
Cevap: Evet kabrin her ölüyü sıkıştırdığına dair sahih rivayetler vardır.1
(1) İbni Abbas şöyle rivayet etti: Saad İbni Muaz defnedildiğinde Rasululah (s.a.v.) onun kabrinin yanında şöyle dedi:
“Kabir sualinden kurtulan olsaydı Saad İbni Muaz kurtulurdu. Kabir onu bir sıkıştırdı sonra gevşedi. (Taberani sahih senedle rivayet etmiştir).

Yirmi birinci soru:
Ölüye Ruman adı verilen ve onu oturtup Münker ve Nekir’in sorularına nasıl cevap vereceğini öğreten bir melek gelir mi?
Cevap: Ruman hakkında varid olan haberler zayıftır.

Yirmi ikinci soru:
Ana babanın çocukları için ağlamaları haram mıdır, mekruh mudur? Ve bu yüzden ölü, küçük olsun büyük olsun acı çeker mi? Çocuğun, ölen anne babası defnedilirse onların arkasından ağlaması mübah mı, dır yoksa değil midir? Onların arkasından sesi aşırı olmaksızın ve iyiliklerini saymaksızın ağlarsa sevabından mahrum olur mu? Cennette hamd evi ölünün arkasından ağlayan kişi için mi yoksa sabreden kişiler için mi yapılır? Bir kişinin bir veya birden fazla çocuğu ölürse kişi yalnız sabrettiğ izaman mı ona ateşten bir koruyucu olurlar yoksa sabretmese de ona ateşten bir koruyucu olurlar mı?
Cevap: Babanın ölen çocuğuna ağlaması, çocuğun ölen babasının arkasından ağlaması defnetmeden önce de sonra da mekruh değildir.1
Fakat ağlamayla birlikte feryat, yanaklarını dövme, elbiselerini yırtma, söylenmemesi gereken sözleri söylemek olursa bu caiz değildir.2 Çocuğu ölen kişi sabrederse ve ona isabet eden şeylerin Allah’ın takdiriyle olduğuna inanırsa; gözleri ağlayıp kalbi üzülse de Allah’a hamdederse Allah (c.c.) meleklere buna cennette hamd evi inşa edin der. Bir, iki veya üç çocuğu ölüp de feryat etmeyip sabredenkişilerin faziletleri hakkında çok rivayetler vardır.3 Tabii bu sevaplar yalnız saberedneler içindir.
(1) Enes (r.a.) şöyle demiştir:
“Bir kere Rasulullah (s.a.v.) ile demirci sanatkar olan Ebu Seyf b. Evs’in evine gitmiştik. Ebu Seyf’in zevcesi Ümmü Bürde peygamberin oğlu İbrahim’in süt annesi süt ninesi idi. Rasulullah (s.a.v.) İbrahim’i kucağına aldı. İbrahim’i öptü, kokladı. Bundan sonra bir kere daha Ebu Seyf’in evine gittik. Bu defa İbrahim can veriyordu. Rasulullah’ın (s.a.v.) iki gözü yaş dökmeye başladı. Bunun üzerine Abdurrahman İbni Avf:
“Ya Rasulallah! Halk musibet zamanında sabretmeyebilir. Fakat sen de mi?” diye şaşırarak sordu. Rasulullah (s.a.v.):
“Ey İbni Avf! Bu hal babanın çocuğuna karşı beslediği incelik ve şefkattir. Yoksa sabır tevekküle engel ağlama değildir” buyurdu. Sonra bu göz yaşını bir diğeri takip etti. Bu defa Rasulullah (s.a.v.):
“Gözler ağlar, kalp üzülür. Biz Rabbimizin razı olacağı sözden başka bir kelime ile üzüntümüzü belirtmeyiz. Ey İbrahim! Biz sein ayrılığınla pek ziyade üzüntülü ve kederliyiz” buyurdu.” (Buhari, Müslim)
(2) Rasululalh (s.a.v.):
“Ölünün arkasından yanaklarını dven, elbisesini yırtan, cahiliyyeni adetlerini yapan kişi bizden değildir” buyurdu. (Buhari)
(3) Ebu Hureyre’den (r.a.) şöyle rivayet edilmiştir:
“Rasululah (s.a.v.) Ensar’dan bir gurup kadına hitaben:
“Sizlerden herhangi birinizin üç çocuğu ölür ve kendisi vefat eden çocukları sebebiyle Allah’tan sevap ümit ederse muhakkak cennete girmiştir” buyurdu.
İçlerinden bir kadın: İki tanesi de böyle değil mi? Ya Rasulallah! dedi. Rasulullah (s.a.v.) cevaben:
“İki tanesi de öyledir” buyurdu.

Yirmi üçüncü soru:
Dünyadaki ömürden geri kalan zaman bilinir mi? Bazı ilim idda edenler H. 835 seneinde dünya ömründen kalan 175 senedir, demeleri ve buna Rasulullah’ın (s.a.v.):
“Ben yer altında bin seneden fazla ölü olarak kalmayacağım” hadisin ve Rasulullah’ın (s.a.v.):
“Ben 6000 senenin bağşında Rasul oldum” hadislerini delil göstermeleri doğru mudur?
Cevap: Bunu iddia edenlerin zikrettikleri birinci hadis “mevzu” (uydurma)’dır.
İkinci hadisin ise lafzı şöyledir: Dünyanın ömrü 7000 senedir. En son binine ben Rasul olarak gönderildim. Bu hadisi İbni Cevzi mevzu (uydurma) hadislara arasında zikretmiştir.
Kıyamet gününün ne zaman olacağını Allah bilir.

Yirmi Dördüncü Soru:
Yezid b. Muaviye’ye lanet edilir mi? Onu seven ve şanını yücelten kimseye ne gerekir?
Cevap: Kıya’l-Hemasi diye bilinen Taberi lanet etmenin caiz olup olmayacağı konusunda dört mezhebin ihtilaf ettiğni nakletti. Kendisi ise lanet etmenin caiz olacağı görüşünü tercih etti. Gazali’de bu konudaki değişik görüşleri naklettikten sonra caiz olmayacağı görüşünü seçti.
Yezid b. Muaviye’yi sevmek ve onun şanın yüceltmek ancak itikadı bozuk bid’atçilerden sadır olur. Çünkü Yezid de öyle kötü sıfatlar vardı ki onu seven kimseden imanın kaldırılmasını gerektirir. Çünkü iman Alah için sevmekv e Allah için buğzetmektir.

Yirmi Beşinci Soru:
Hıdır ve İlyas İsrailoğulları’nın nebilerinden miydiler? Ve o ikisi yeryüzünde hala hayatta mıdırlar yoksa değiller mi?
Cevap: Hıdır cumhura göre nebidir. Fakat Beni İsrail’den olduğusabit değildir. İlyas’ın (a.s.) Nebi olduğnuda ise ihtilaf yoktur. Fakat her ikisinin de hala yaşadığı sabit değildir.

Yirmi Altıncı Soru:
Rasulullah (s.a.v.) zamanında ay tutulması odu mu? Olduysa hangi yılda oldu?
Cevap: Buhari’nin şerhi olan Feth’ul-Bari’de namaz babında “ay tutulması” hakkında zikrettiğim gibi ve İbni Hibban tarihinde zikredildiğine göre ay tutulması hicretin beşinci senesinde oldu. Ve Rasulullah (s.a.v.) bu esnada iki rekat namaz kıldı. Yine İbni Hibban’ın sahihinde yıl tayin etmeksizin zikretti. Yine İbni Hİbban’ın tarihinde5. kısım 34. bölümde Eşas Hasan’dan o da Ebubekir’den rivayete göre Rasulullah (s.a.v.) güneş ve ay tutulması anında sizin namazınız gibi iki rekat namaz kıldı. “Sizin namazınız gibi”den maksat, güneş tutulması anandı kaldığım namazg ibidir.

Yirmi Yedinci Soru:
Ölüm meleği hakkında Süneni Şafii’de Müzeni’nin Şafiii’den rivayet ettiğibir hadiste ölüm meleğinin bir kaç ismi olduğuna dair bir rivayet vardır. Şafii’nin Sünenindeki Fıtır sadakası babında ölüm meleği için İsmail ismi geçmektedir. Acaba ona niçin Azrail deniyor?
Cevap: Tahavi’nin Müzeni’den, Müzeni’n de ?afii’den rivayet ettiğ ihadisi bana güvenilir, sağlam rehber hadisi olan Ebul Ferec Abdurrahman İbni Ahmed b. El-Muarraf b. Hammad el-Arabi et-Tenuhi bildirdi.
Rasulullah (s.a.v.) hastalandığı zaman Cibril ona geldi ve dediki:
“Ey Muhammed! Allah beni sana seni yüceltmekve seni şerefli kılmak için özel olarak gönderdi. Senin halini senden daha iyi bilen Allah beni sana şunu sormak için gönderdi.
“Kendini nasıl hissediyorsun?” Rasululah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
“Ben çok üzüntülüyüm ve çok hastayım”
Cibril ikinci gün tekrar geldi. Rasulullah’la arasındaki konuşma birinci günkü gibi tekrar cereyan etti. Üçüncü gün de gelerek aralarında konuşma diğer günlerdeki gibi yinelendi. Bu sefer Cebrail beraberinde yüzbin meleği idare eden adı İsmail olan bir melek olduğ uhalde tekrar geldi. O meleklerden de her biri yüzbin meleği idare ediyordu. Cibril o melek için Rasulullah’tan (s.a.v.) izin istedi. Sonra Rasulullah (s.a.v.) melek hakkında sordu. Cebrail de:
“Bu ölüm meleğidir. Senden önce hiçbir kişinin yanına girmek için izin istememesine karşın senden izin istiyor ki; senden sonra da hiçbir kimseden izin istemeyecektir.” Rasulullah (s.a.v.):
“Ona izin ver” dedi. Cebrail de (a.s.) ona izinv erdi. Ölüm meleği RAsulullah’a (s.a.v.) selamv ererek ona:
“Ya Muhammed! Allah Teala beni sana gönderdi. Eğer ruhunu almamı emredersen ruhunu alayım yoksa bunu emretmiyorsan seni terkedeyim” dedi. Rasulullah (s.a.v.):
“Yani ben ne dersem onu yapacak mısın? Ey ölüm meleği!” dedi. O da:
“Evet. Çünkü ben bununla emrolundum” dedi. Bu sefer Rasulullah (s.a.v.) Cebrail’e (a.s.) doğru baktı. Cebrail ona:
“Ey Rasulullah! Allah (c.c.) seni özledi.”
Rasulullah (s.a.v.) ölüm meleğine:
“Emrolunduğun şeyi yap” buyurdu. Ölüm meleği de ruhunu kabzetti.
Bu hadis mürseldir. Çünküi bu hadisi rivayet eden Ali ibni Hüseyin Raslullah’ın (s.a.v.) ölümünden yaklaşık otuz yıl sonra doğmuştur. İmam ?afii’nin ondan bu hadisi rivayet ettiği Kasım; Ahmed İbni Hanbel tarafından yalanlanmış birisidir. İbni Hanbel onun hadisleri için uydurma olduğnu söylemiştir. Başkaları da onnu zayıf birisi olduğuna kanidirler.
Bu konuda Ebu Hatim, Ebu Zer’e Yakub İbni Süfan Aceli, Ezdi ve başkaları şöyle demiştir. Bu hadis metruktur. Bu hadisin sahih olduğnu söyleyen kimse görmedim. Ancak bir cemaat bu hadisin zahirindeki manasını alarak manasını kabul etmişlerdir. Onlar buradaki İsmail’in ölüm meleğinin ismi oludğ ukanısındadırlar. Fakat bu onların aznnettikleri gibi değildir. Çünkü bu hadisinkaldırılmış olan kısmında bu konuya açıklık getirilmektedir.
Taberani’nin Mucemin’deki hadisinde ek bir rivayet vardır ki bu olaya açıklık getirmektedir. O şöyle dedi:
“Abbas İbni Ham’dan el-Asbehemi ve İshak ibn. Ahmed Huzaye dediler ki:
“Abdul Cebber İbn. Ala, Abdullah İbni Meymun Kadah’tan Cafer b. Muhammed b. Abdullah’tan o da Ali İbni Hüseyin’den şöyle rivayet ettiler:
“Ali İbni Hasan şöyle dedi:
“Baban’dan şöyle işittim: “Rasulullah’ın (s.a.v.) vefatından üç gün önce Cibril (a.s.) gökten indi. Ve RAsulullah’a (s.a.v.):
“Ey Muhammed! Allah beni sana ikram etmem, seni yüceltme içing önderdi.” Üçüncü günde Cibril (a.s.) beraberinde lüm meleği ve ikisiyle beraber olarak da yetmişbin meleği idare eden ismi de İsmail olan meleği idare eden ismi de İsmailo lan “rüzgar meleği” ile indi. Onlardan hiçbir melek yoktur ki yetmişbin meleği idare etmesin. Onardan Cibril Rasululah’a (s.a.v.) şöyle dedi:
“Ey Muhammed! Seni senden daha iyi bilen Allah beni sana; seni yücetmem, yana ikram etme ve şunu sormam için gönderdi: “Nasılsın?” dedi.
Hadis diğer hadisteki gib devam eder. Bu hadisinsenedindeki Abdullah İbni Meymun el-Kaddah dışındaki ravilerin hepsi güvenilirdir. Buhari Abdullah İbni Meymun el-Kaddah hakkında: “Hadis uydurucusu” demiştir.
Ebu Zerr ise Abdullah İbni Meymun hakkında onun rivayeti geçersizdir demiştir.
Ebu Hatem ve Tirmizi ise Bu kişi hakkında rivayet ettiğihadisler münkerdir demişlerdir.
İbni Hibban, bu kişi hakkında O maklub hadisleri rivayet eden tek başına rivayet ederse hüccet değildir” dedi.
Hakim ise bunun rivayet ettiğ ihadis mevzudur, dedi. Bu kişi hakkında güveniir olduğu söyleyen kimse görmedim. Hüseyin b. Ali’nin ziyade olarak zikrettiği şeyleri bu kişi zikretmemiştir. Taberani bu hadisi Hüseyin İbni Ali İbni Ebu Talib’e dayandırarak Mucemil Kebir kitabında nakletmiştir. Bu rivayette ismi İsmail olan meleğin rüzgar meleği olduğu ve ölüm meleği olmadığı, Cibril ve ölüm meleği ile birlikte indiği ifade edilmiştir. İnenlerin üç kişi olduğu “İkisi de beraber indi” sözünden açıkça anlaşılmaktadır. Bu hadisin genel anlamına daha uygundur. Ve bu, ilkmetinden anlaşılmaktadır. “Ona izin verdi” yani rüzgar meleğine. Sonra da Cibril yani rüzgar meleğine. Sonra da Cibril ölüm meleği için izin istedi. Bu ilk rivayet de Cibril’in şu sözünden anlaşılıyor:
Sonra Cibril dedi ki: “Bu ölüm meleğidir. O izin istiyor” Bu hadisi Beyhaki Muhammed ibni Ali’den, Hüseyin İbni Ali’den o da Siyar İbni Hatim’den rivayet etmiştir. Beyaki bu hadisi “Nübüvvetin delilleri” kitabında üç yoldan bize rivayet etmiştir. Hüseyin İbni Ali şöyle dedi:
“Rasulullah’ın (s.a.v.) vefatından önce Cibril üç kişi ile birlikte indi. Ve Rasulullah’a şöyle dedi:
“Ya Muhammed! Allah beni sana bir ikram olarak, seni üstün tutmak ve yalnız sana özel olarak gönderdi. sein halini senden daha iyi bilen Allah senin nasıl olduğnu soruyor; Kendini nasıl buluyorsun?”
Sonra hadisi zikretti. Hadis şöyle geçiyor:
“Üçüncü gün olunca Cibril ile birlikte ölüm meleği ve onlarla birlikte yetmişbin meleğe komuta eden İsmail adındaki rüzgar meleği indi. (O yetmişbin melekten herbirinin emrinde ayrıca yetmişbin melek bulunmaktadır.). Sonra hadise şöyle devam etti: Cibril meleklere taziyede buundu ve Rasulullah’a (s.a.v.) şöyle dedi:
“Ey Muhammed! Muhakak ki Allah beni sana gönderdi.”
Hadisin baş kısmı Rasulullah’ın “Kendimi üzüntülü buluyorum. Ey Cibril!” sözüne kadar zikredilmişti.
Ve sonra ölüm meleği kapısının üstünden izini stedi. Cibril Rasulullah’a (s.a.v.) şöyle dedi:
“Ey Muhammed! Bu ölüm meleğidir. Sana gelmek için izin istiyor.”
Hadisin devamı daha önce zikredilmişti. Hadisin metni Kasım İbni Abdullah İbni Amr’ın rivayet ettiğ ihadisin metnine benzemektedir. Ancak iki yerinde:
“Yetmişbin melek yerine yüzbin melek” sözleriyle muhalefet etmiştir.
Ölem meleğine Azrail ismi verilmesi insanlar arasında meşhur olmuştur. Ben Ebu Kasım Süfey’in kitabı olan Mübhemat’il Kur’an kitabına baktım. Orada ölüm meleğine Azrail ismi verildiğnie rastlamadım. Taberi tefsirine baktım, ölüm meleği ismi orada geçmektedir. Fakat İmam Taberi bu rivayetin ihiç kimseye dayandırmamıştır. Ve bu konuda hiçbir rivayet zikretmemiştir. Salebi4nin tefsirine baktım; ölüm meleğinin isminin Azrailo ludğu gördüm. Orada şöyle bir rivayet vardır. Eşas’dan (r.a.) dedi ki: İbrahim (a.s.) Azrail adında bir gözü arkada bir gözü önde olan ölüm meleğine sordu:
“Ey ölüm meleği! Aynı anda hem doğuda hem batıda iki kişi ölecek olsa veya bir yerde veba hastalığı olsa veya iki ordu savaştığnda aynı anda ölenlerin canını nasıl alırsın?”
Ölüm meleği şöyle dedi: “Ben ruhları çağırırım. Allah’In izni ile onlar şu iki parmağın arasıan girerler” İbrahim (a.s.) dedi ki:
“Yer ölüm meleğinin önüne leğen gibi yarıldı. İşte onlardan dilediğiin ruhun kabzeder.”
Bu rivayetinin senedindeki ravilerin hepsi güvenilir kişilerdir. Fakat senette Eşas Anbese’nin ?eyhi Cabir el-Hasan’ın oğlu ve yaşı küçük olan tabiinlerdendir. Bu hadis de muaddaldır. Yani senette iki kişinin ismi zikredilmemiştir. Yani zayıftır.
E-İz’a kitabında Ebu’ş-?eyh, İsmail İbni Abdulkerim yoluyla Vehb İbni Münbih’ten şöyle bir rivayet zikretmiştir: Allah Cebrail’i sonra Mikail’i sonra İsrafil’i yarattı. Sonra Azrail’i yarattı. Sonra Allah ruhları kabz görevini Azrail’e verdi. Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:
“De ki! Sonra görevlendirilmiş ölüm meleği sizin canınızı alır.” (Secde: 32/11)
İsrafil ve ölüm meleği Allah’ın ilk olarak yarattığı yaratıklarıdır. Ve onlar son olarak öleceklerdir. Ölüm meleğine Azrail ismi verilmesine gelince Müfessirlerin çoğuna göre Cibril, Mikail, İsrafil, Azrail Süryanice’dir. Bazılarına göre bu isimler İbranice’dir. Bazılarına göre ise Cebrailv e Azrail arapçadır. Müfessirler “il” kelimesinin ne manaya geldiği hususunda ihtilaf etmişlerdir. Bazıları “il” Allah’In isimlerindendir. Cibr, Mika, İsraf, Azra kul manasındadır, demişlerdir. Dolayısıyla bu isimlerin manası Allah’ın kuludur. Bazı alimler ise “il” kul diğer isimler Allah’In isimleridir. Çünkü kul tek kelimedir. Allah’ın isimler iise çoktur demişlerdir.

=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=